Çocuk İstismarı Nerede Başlıyor ?

Doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü öğrendik. Yaramazlık yaptık haşarı olduk, uslu durduk çekingen olduk. Türlü etiketlemelere maruz kaldık. Eleştirildik, kıyaslandık, kötülendik, hakarete uğradık, dayak yedik. Ama neticede hayat bu; Zaman hiçbir şeyi yerinde bırakmıyor.

 

Çocuk İstismarı Nerede Başlıyor?

Elma Şekeri

“Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken sinekler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”diye başlayan masallarla hayata gözlerimizi açtık. Kah hayal dünyasında kah kendi dünyamızda büyüdük. Doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü öğrendik. Ağlayınca meme verildi, yaramazlık yaptık haşarı olduk, uslu durduk çekingen olduk. Türlü türlü etiketlemelere maruz kaldık. Eleştirildik, kıyaslandık, kötülendik, hakarete uğradık, dayak yedik. Ama neticede hayat bu; Zaman hiçbir şeyi yerinde bırakmıyor. Bedenimizi nasıl değiştiriyorsa ruhumuzu da acılarla, sevinçlerle, hüzünlerle, kızgınlıklarla kor bir ateşin üzerinde pişiriyor. Hayatın bize verdiği, her şeyiyle kavrulmuş yanık bir insan. İşte bu yanık insan haksızlığa uğramışlık hissiyle kendince etrafına adalet dağıtmaya başladı. Bu yanık insan bazen, ellerini yıkamadan sofraya oturan çocuğun eline oklavayı indiren Anadolu kadını oldu, bazen sözünü dinletemeyince çocuğunun harçlığını kesen bir baba, bazen de alın terinin kıymetini anlaması, emeğin değerini bilmesi için çırağının kulağını çeken bir usta…

Evet, her şeye rağmen hayat sıfır ile başlıyor. Onu ileriye veya geriye taşıyan da yine bizler oluyoruz. Bu oyunda en önemli rol elbette çocukluğumuz. Her şeyin ilkinin yaşandığı, kişiliğimizin temellerinin atıldığı o dönem, çocukluğumuz. Çocuğun, etrafında olan biten her şeyi bir kamera gibi takip edip kaydettiği ve o kayıtlardan bir şeyler öğrendiği o dönemde her şeyin anlamı bir başkadır.

Mutluluğun sebebi, hayatın anlamı; küçücük bir gülümseme, bir tek sakız, bir aferin, yıldızlı 5 pekiyi, elma şekeri…

Geleceğimizi emanet ettiğimiz varlıklar, çocuklar. Şimdimizi şekillendiren dönem, çocukluğumuz. Verilmeyen hediyeler, söylenmeyen aferinler, tutulmayan sözler… Çocuk istismarının ilk adımları. Eğlence olsun diye yapılan, biz yetişkinler için küçük ve eğlenceli, çocuklar için ise onur meselesi olan hayat boyu unutulmayan ve kalplerde iz bırakan kandırmacalar.
Çocuk istismarı denince sadece aklımıza, cinsel istismar veya çocuk işçiler geliyor. İtiraf etmeliyiz ki bizler istismarı farkında olmadan çok önceden yapmaya başlamışız basit kandırmacalarla…

Bir insanın hayatta ve ayakta kalabilmesi için anne sütünden sonra iki önemli şeye ihtiyacı var; sevgi ve güven. İkisi de kandırmacalarla verilmeyerek istismar edilen çocuk psikolojisi ve gururu olmakta maalesef. Günümüzde medya yoluyla çok çeşitli istismarları duya duya insanlığımızdan utanır olduk. Bu istismarları yapanlar da bir zamanlar çocuktu. Şimdi akla şöyle bir soru geliyor acaba onları yetiştiren anne nasıl bir anneydi, baba nasıl bir babaydı…
Çocukların artık dışarda top peşinde koşturduğu ya da oyun bahçelerinde vakit geçirdiği devir geçti. Yapılan bir araştırmaya göre, her beş çocuktan biri günde bir saatten fazla bilgisayar başında geçiriyor.

Teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi ve internetin her gün yeni imkânlar sunması, bilgisayarları çocuklar için daha da cazip hale getiriyor. Çocuklar artık ev ödevlerini internetten aldığı yardımlarla bilgisayar başında yapıyor, arkadaşları ile sohbet ediyor ve boş zamanlarını da bilgisayar oyunları ile geçiriyor. 

Forsa araştırma şirketinin Alman sağlık sigortası şirketi Techniker Krankenkasse için yaptığı bir araştırmaya göre, ilkokul çağındaki çocukların yüzde 40'ı her gün yarım saate kadar bilgisayar kullanıyor. 6-18 yaş arasındaki her çocuktan biri ise günde bir saatten fazla bilgisayar başında oturuyor.

Erkek çocuklarının kız çocuklarına oranla bilgisayar başında zaman geçirme oranları daha yüksek. Her beş çocuktan sadece biri, boş zamanlarını bilgisayar başında geçirmemeyi tercih ediyor. Erkekler arasında bu oran ise yüzde 17.

Teknolojiyi düşman gibi algılamamak lazım ancak ebeveyn kontrolünde doğru yönlendirilen çocukların bundan doğru yararlanması mümkün iken sadece çocuğu oyalamak adına tv yada bilgisayar başında bırakılan çocuklar sadece fiziksel olarak ebeveynden ayrı kalmıyor aynı zamanda kendi ruhsal yalnızlıklarını da yaşamış ve buna mahkum olmuş oluyorlar. Kendi yalnızlıklarında yaşayan sorunlu kişilerin oluşturdukları sözde yetişkinler ve onlardan oluşan sözde aileler ve sorunlu bireyler… 

Şikâyet etmeye hakkımız var mı? Şimdimizden şikâyetçiysek geçmişimizi sorgulamamız ve verilmeyen elma şekerimizin hesabını sormamız gerekmez mi?
 


Psikolog Cüneyt KAYA 
Aile Ve Evlilik Danışmanı