Depremde Sarsılan Binalar Mı, Psikolojimiz Mi ?

10 yıl önce yaşadığımız büyük deprem, içimizde saklanan o sinsi düşmanı uyandırdığında toplum olarak belki bildiğimiz ama görmek istemediğimiz bir gerçeği bir kez daha ortaya çıkardı: Türkiye deprem ülkesi ve insanoğlu ölümlü.
 

Depremde Sarsılan Binalar Mı,Pisikolojimiz Mi?

10 yıl önce yaşadığımız büyük deprem, içimizde saklanan o sinsi düşmanı uyandırdığında toplum olarak belki bildiğimiz ama görmek istemediğimiz bir gerçeği bir kez daha ortaya çıkardı: Türkiye deprem ülkesi ve insanoğlu ölümlü.

Belki en emniyetli bölgelerden biri ilan edilen Konya ve çevresi önce Zümrüt apartmanı faciası ve son olarak da arka arkaya gelen küçük depremlerle sarsıldı. Manşetlere yansıyan ise halk olarak yaşadığımız panik oldu.

İnsanoğlunun doğasında yer alan kendini koruma içgüdüsü her tehlike ve uyarı durumunda otomatik olarak devreye girecek ve belki de yaşamımızı kurtaracak. Ancak bu uyarıcı deprem gibi, nerede, ne zaman, nasıl olacağı, nasıl etkileyeceği bilinmeyen bir uyarıcı olunca güvenlik seviyemiz en üst seviyede alarm vermekte ve beraberinde yaşadığımız panik ile hayatımız alt üst olmaktadır. Üstelik bu paniği psikolojik bir travmadan öteye götürerek, yalan yanlış bilgiler ışığında falanca saat deprem olacak, filanca gün şu kadar şiddetle sarsılacağız, anons yapıldı evlerde durmayalım gibi sosyolojik bir travma haline döndürerek birbirimize bulaştırmaktayız.

Korkularımızın artık korku olmaktan çıkıp birer travmaya döndüğü durumlarda psikopatolojik bir durum söz konusudur. Bu yeni durumun adı artık post-travmatik stres bozukluğudur. Travma sonrası kişi de gelişen stres bozukluğu. Bu rahatsızlık kişinin günlük yaşantısını çekilmez hale getirip gündelik yaşantıdan kopmasına, konsantrasyon bozukluğuna, beslenme ve uyku bozukluğuna neden olmakta. Bazen kaygılarımız o kadar ilerlemekte ki evlerimize bile girememekteyiz. En ufak bir sarsıntı veya titreşimde panik durumumuz zirveye çıkıyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar ise ebeveynlerin düştüğü bu çaresizlik ve korku durumunu içselleştirerek belki ömür boyu güvensiz ve ürkek bireyler haline geliyorlar.

Artık bütün korku ve kaygılarımıza bir dur demeli korkunun ecele faydasının olmadığını hatırlamalıyız. Hayatımızı normal akışında sürdüreceksek bunu kendimize zehir etmeden yapmalıyız. Elbette insanın korkularıyla baş edebilmesi öyle her babayiğidin harcı değil. Bunun için psikologlardan profesyonel destek alabilir korku, kaygı gibi daha birçok psikolojimizi bozan konuların üstesinden gelebiliriz.
. Korku ve kaygı hissini yaratan ortamdaki düşüncelerini derinlemesine irdeleyen ve bu ortamdan kaçmayan kişiler, bu duygularını yenmeleri sonucunda hem önemli beceriler kazanırlar hem de kendilerine olan güven ve yeterlilik hislerinin artması gibi pozitif yönde gelişmeler gösterirler.

Korkunun başlangıcı olan anksiyete (gerginlik) durumunda bireyler nefes almakta zorlanır. Panikler ve terler. Ayrıca bu kişilerin kalp atışları da hızlanır. Önlem almanın yolu, bu korkuyu yenmeye çalışmaktan geçiyor. Korku ve kaygı ile mücadele için Jacobson Yöntemi de önerilen alternatiflerden biri. Eğer bu öneriler işe yaramıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım isteyin. 

Jacobson Yöntemini Deneyin

>>Önce derin bir nefes alın. 

>>Tüm kaslarınızı sıkmaya çalışın. 

>>Birkaç saniye sonra kaslarınızı serbest bırakın, nefes verin ve gevşeyin. 

>>Nefes alıp verin ve içinizden sürekli "rahatla" diyerek, tekrarlayın. 

>>Bu kelimeyi, heceleyerek ve heceleri nefes alıp verirken söyleyin.

Zayıf yanlarımızın bizi ele geçirmesine izin vermeyeceğimize dair kendimize bir söz vererek başlayabiliriz. Sonra sevdiklerimiz, sevenlerimiz ve kendimiz için zaferi hedefleyerek sorunlarımız ile yüzleşmeliyiz. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir…
 



Psikolog Cüneyt KAYA 
Aile Ve Evlilik Danışmanı