Hepimiz Hipnozdayız

Telkin eskiden beri bilinen en sık kullanılan bir tür insanları etkileme yöntemlerinden biridir. Günümüzde telkinin gücü, hipnoz yöntemiyle eğitimli ve uzman ellerde, tedavi edici olarak da kullanılmaktadır.

Hepimiz Hipnozdayız

Telkin eskiden beri bilinen en sık kullanılan bir tür insanları etkileme yöntemlerinden biridir. Günümüzde telkinin gücü, hipnoz yöntemiyle eğitimli ve uzman ellerde, tedavi edici olarak da kullanılmaktadır. İnsanoğlunun telkine açık kişilik yapısı da bu yöntemin etki gücünü daha da arttırmaktadır. Atalarımız boşuna söylememişler “Ettekkar-ü hasen velev kane yüz seksen”.Arapça bir deyim olan bu söz tekrar etmenin güzel olduğunu hatta yüz seksen kez bile olsa, demektedir. Öğrenme yöntemi olarak da kullanılan bu yöntem( tekrar ederek telkin ile etkileme) günümüzde esasında okul ve dershanelerde de sıkça kullanılmaktadır. Genç zihinlerin ve insan davranışlarının şekillendirilmesinde kullanılan bu yöntemin önemi anlaşıldıkça bir çok farklı sektör bu alana el atmıştır. Bunlardan bir tanesi de reklamcılık ve tüketim sektörüdür. Fakat en önemli kullanım alanı ise geniş kitlelerin yani toplumun ,her türlü alışkanlık ve davranışlarını etkileme ve değiştirme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Ve bunun uygulandığı en önemli kitle iletişim aracı da bir dönem gazete ve dergiler, günümüzde ise tv ve internettir. İnsan doğasını ve kişilik gelişimini incelediğimizde ilk yıllarımızda tamamen görerek taklit etme yoluyla öğrenme sürecinin etkili olduğunu görmekteyiz. Yani bebeklik, çocukluk ,ergenlik ve gençlik dönemlerimizde yani hayatımızın ilk yıllarında ve kişiliğimizin şekillendiği zamanlarda görerek taklit etme ile öğrenmenin en yoğun kullanıldığı zamanlar olduğunu biliyoruz. Akıl ve mantığın kullanıldığı kişinin kendi muhakeme yeteneğini de devreye soktuğu ve sorgulayarak gerçekleşen öğrenme yöntemi olan edimsel öğrenme ise daha sonraki yıllarda ortaya çıkmaktadır. Yani çoğunlukla bizi biz yapan her şey şekilleninceye kadar, kişiliğimiz oluşuncaya kadar, görerek taklit yolu ile öğrenme daha etkili şekilde kullanılmaktadır. Netice itibariyle işte bu iki özellik bir araya geldiğinde, tekrar ederek taklit yolu ile öğrenme, toplum mühendisliği adına insanların her türlü alışkanlık ve davranışlarını etkileme ve değiştirmek için çok etkili bir yöntem olmaktadır. Ve bu günümüzde internet, internette kullanılan sosyal medya, bilgisayar oyunları , tv  dizi, programlar ve reklamlar aracılığı ile yapılmaktadır. Bu çerçevede tv dizi, program ve reklam içeriklerinin esasında ne kadar hayatımızda önemi olduğunu görmekteyiz. Gerçek dünya ile sanal dünyayı ayıramayacak kadar genç olan çocuk zihni izlediği bir çizgi film karakteri olan örümcek adam rolünü taklit ederek o karakter gibi duvarlarda yürümeye çalışabilir veya pencereden atlamaya kalkıp hayatını kaybedebilir. Nitekim ülkemizde bu olmamış bir şey değildir. Bizler bile kendi hayatımızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde bu ve benzeri şeyleri yaşamışızdır. Tarzan filmini izledikten sonra ağaçlara çıkıp az çığlıklar atmadık mı veya supermen olmak için annemizin eşarbını boynumuza bağlayıp kolumuzu ileri doğru uzatarak sokaklarda koşturup az supermen taklidi yapmadık mı. Zihnimizde o kimliğe bürünüp o karakterin özelliklerini sahiplenmedik mi? İşte bu ve benzeri olaylar esasında kişiliğimizin oluşumu sürecinde ne kadar dış etkiye açık olduğumuzun bir göstergesidir. Öğrenme sürecinde çocuk tarafından model alınan sadece davranışlar olmamakta. Popüler oyuncu ve sanatçıların giyim tarzları, yaşamları, arkadaş, eş ve aşk ilişkileri dramları da onların hiç tanışmadıkları hatta hayatları boyunca karşılaşıp görüşmeyecekleri insanları etkilemektedir. Ve bu çeşitli programlar aracılığı ile olmaktadır. Kişilik yapısı bozuk, cinsel kimlik yapısı, tercihleri genel ahlak ,adet, gelenek ve göreneklerimize ,inançlarımıza ters düşen yaşamlara sahip, sözde sanatçıların psikopatolojik (Hastalıklı ruh halleri)yapıları hayatımızda farkında olmadan önemli bir yer işgal etmektedir. Topluma mal edilen bu kişilerin de bu sorumluluklarından “benim özel hayatım” diyerek ya da suçu paparazzi gibi yapılara atarak sorumluluktan sıyrılmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Sorumluluk sadece sanatçı ve medyada göz önünde olan kişilerle de sınırlı değil elbette onların dizi, sinema ve programlarda nasıl davranacaklarını hatta nerede hangi kelimelerle ne söyleyeceklerini belirleyen yazar ve senarist takımı da bu sorumluluğun en büyük ortaklarıdır. Daha çok insana ulaşabilmek adına izlenebilirliklerini arttırmak için reytiglerini yükseltmek için toplumu daha fazla etkileyen olmak için bu savaş ilgili medya arasında kıran kırana sürmektedir ve reyting uğruna gözümüzün önünde evlerimizde tv lerimizde bilgisayarımızda her türlü etik(ahlak)dışı, toplumun genelinin kabul etmediği ve doğru bulmadığı norm dışı(anormal)rezalete, sapkınlığa şahit olup bunları artık defalarca izleyerek normal görmeye zorlanmaktayız. Bundan dolayı cinsel kimlik sapması yaşayan kişileri sanatçı kimliği ile normal görmekte, dizilerde ahlak dışı ilişkilere defalarca şahit olup “olabilir neden olmasın “demeye başlamaktayız üstelik haberimiz olmadan… Çeşitli evlilik programları ile ilişkilerin aile kurmanın ne kadar yozlaştığına şahit olmakta, bir aile kuracaksak da önce menfaatlerimizin karşılanıp karşılanmadığını öğrenmekteyiz. Milyonlarca izleyici önünde sırf kendi egomuzu şişirmek adına yarışma programlarında eşimizi rezil etmekten çekinmemekteyiz. Basit menfaatler uğruna toplumun önünde oyuncak gibi oynandığımızı farketmemekteyiz. Belli dönemlerle öğrenmemiz gereken cinsel rol ve davranışlar ise ayrı bir felaket olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceden kadın ve erkeğin anlamlı ve duygu yüklü romantik bakışlarına, ilişkilerine şahit olan toplumumuz artık her türlü çarpık ilişkiye şahit olmakta çocuklarımız, genç zihinlerimiz yani bu toplumun geleceği artık çizgi filmlerde bile pornografik görüntülere alışmakta karşı cinse bir meta gözüyle bakmaktadır. Aynı şekilde şiddet sahneleri normal görülmeye başlanmakta aksiyon adı altında reyting uğruna şiddet unsurları sıklıkla kullanılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da aile yapılarımız hızla bozulmakta, boşanma oranları yükselmekte, çocuklarımız suça şiddete ve ahlaksız yaşama itilmektedir, maalesef işin en kötü tarafı da, artık zihinlerimizin tekrar ve telkin yoluyla defalarca etki altında kalmasıyla, bütün bu olanları normal görmeye başlamasıdır. İnsanlarımızın yaşamlarının, ruh sağlıklarının hallaç pamuğu gibi atılıp harcandığı alan sadece bunlarla sınırlı değil maalesef. Reklam sektörü de daha yüksek satış hedefine ulaşmak uğruna kadını ve erkeği cinsel obje olarak kullanmaktan çekinmemektedir. Bu sektör ister gıda, ister otomotiv, ister giyim isterse sağlık sektörü olsun. Daha çok kazanç uğruna toplumda kadının ve erkeğin adı kirletilmekte saygınlığı ayaklar altına alınmaktadır. İnsanımızın güven duygusu ile oynanmaktadir. Netice itibariyle sağlıklı huzurlu mutlu bir gelecek ve toplum istiyorsak kadınlarımızın toplumda hakettiği yerde ,çocuklarımızın güvende ,erkeklerin de olması gereken saygınlığa ulaşmalarını istiyor isek henüz daha bebekken her türlü etkiye açık olan zihinlerimizi, kontrolsüz şekilde, dış uyarıcıların etkisi altında bırakmamalıyız sadece susturmak için tv nin önüne bırakılan bebeği artık nasıl bir kişilik yapısı ve geleceğin beklediğini biliyoruz, bu sorumluluk öncelikle her şeyin ilk başladığı, ilk okulumuz ve öğretmenimiz olan aile ve anne kucağı ile olmaktadır. Çocuklarımızın ve toplumumuzun daha iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyorsak, tıpkı vücut sağlığımızın bozulmaması için nasıl ki ne yediğimize ve içtiğimize dikkat ediyorsak, zihnimizin de neyden nasıl etkilendiğinin bilincine varıp kontrolsüz tv, bilgisayar, eğlence den uzak durmalıyız. Zihnimizi gereksiz bilgi çöplüğü haline döndürmemeliyiz. Dizi ve program yapımcı ve senaristlerinin de, reklam yazarlarının da, moda öncülerinin de, sanatçılarımızın da, bu bilinçle hareket etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde daha çok canımız yanar. 

Psikolog Cüneyt KAYA 
Aile Ve Evlilik Danışmanı